Eşcinsellik Nedenleri

 

Yüzyıllardır toplum tarafından kabullenemeyen eşcinsellik hakkında yapılan anket ortaya kondu.

Dünya kadar eski olan eşcinselliğin kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabileceğini söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Sekreteri Cinsel Psikolojik Danışman Psk.Gülüm Bacanak eşcinselliği, erkek veya kadın olarak bir insanın libido yönelimi ve doyumu itibariyle yine kendi cinsine sevgi ve cinsel ilişki arzusu ile dönme olarak tanımlarken,

“Eşcinsellik bir ruhsal bozukluk mudur?” sorusunun genel hekimlik uygulamasında önemli bir sorun olduğunun altını çizen CİSED Başkanı Cinsel Psikolojik Danışman Dr.A.Cem Keçe, ise “Çünkü ruhsal bozukluk veya anormal davranış, göreceli kavramlardır.

Zira öncelikle normalin tarif edilmesi gerekir. Yaşadığı toplumdaki kişilerin çoğunluğunun değer yargılarını benimseyen ve toplumun geneline uygun davranan birey normal, aykırı hareket eden birey ise anormal olarak adlandırılabilir.

Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak ruhsal bozukluk olup olmadığını belirleyen en önemli etken ise; kişinin kendini nasıl hissettiğidir.

Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Yani ruhuna ve benliğine aykırı olduğu halde eşcinsel eylemlerini sürdürmek zorunda kalmak veya dürtüyü kontrol edememek kişide ruhsal sıkıntı yaratabilir. Bu açıdan baktığımızda da eşcinsellik bir ruhsal bozukluktur, bir cinsel eğilim bozukluğudur, bir cinsel kimlik bozukluğudur” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE EŞCİNSELLİK ORANI YÜZDE 12

ABD’de yapılan araştırmalara göre, erkeklerin yüzde 20’nin, kadınların ise yüzde 18’nin eşcinsel eğilim göstermekte olduğunu ifade eden Dr. Keçe, “2004 yılından beri yaptığımız ve şu an itibarıyla 5000 kişiye ulaştığımız Eşcinsellik Anketi’mize göre ülkemizde eşcinsellik oranı yüzde 12 gibi gözükmektedir.

Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir” dedi.

Kişilerin, eşcinsel olduklarını genellikle ergenlik döneminde fark ettiklerinin altını çizen CİSED Genel Sekreteri Cinsel Psikolojik Danışman Psk.Gülüm Bacanak; “Bir kısım eşcinsel eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve çoğunlukla kendileri için tatmin edici olan heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası fark edebilir.

Bir kısmı da ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirememektedir. Çünkü eşcinseller toplumda yaygın olan eşcinsellere yönelik kaygı, korku ya da nefret nedeniyle cinsel yönelimlerini bir süre ret ederler ve kendilerini heteroseksüel ilişki kurmaya veya karşı cinse ilgi duymaya zorlarlar.

Ama eşcinseller ilerleyen yıllarda, ekonomik ve toplumsal anlamda yer edindiklerinde, kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazandıklarında, sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça, kendilerine güvenleri arttığında, hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme dönüştürmeye ve eğilimlerini açığa vurmaya başlarlar” dedi.

Eşcinselliğin açık ve gizli olarak ikiye ayrılabileceğini ifadede eden Dr.A.Cem Keçe, “Açık eşcinselliği, gizli eşcinsellikten ayırt etmek gerekir. Açık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincedir, cinsel yöneliminin nesnesi bellidir.

Toplumsal yargı ve baskılardan korksa da, bunalsa da ve bunu kendisi için sorun olarak kabul etse de; bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister ve uygun eş bulunca kendisine haz veren cinsel eylemleri olur.

‘GİZLİ EŞCİNSELLER MAÇOLUK YAPARAK KENDİNİ KANITLAR’

Gizli Eşcinsellik (Latent Eşcinsellik) ise; dinamik bir kavramdır ve kişi, benliği tehdit eden ve benlik tarafından kabul edilemez olan eşcinsel dürtü ve eğilimlerinin bilincinde değildir.

Bu dürtülerin hem bilinçdışı güçlü bir etkinlik taşımaları, hem de benliğe yabancı olmalarından dolayı; kişi bir yanda, bilinçdışı yasak ve kabul edilemeyen dürtü ve eğilimler; öbür yanda benliğin bunları bilinçten uzak tutma ve bu dürtülerle savaşma gereksinimi arasında kalır.

Bu çatışma içinde kalan benlik kendisini homofobi, aşırı erkeklik çabaları, maçoluk, aşırı eşcinsellik düşmanlığı gibi değişik savunma düzenekleri ile savunmaya çalışır.

Burada amaç; bilinçdışı olarak, başkalarının kendisini eşcinselmiş gibi görecekleri korkusunu yenmek ve aşırı erkeksi davranışlarla eşcinsel olmadığını kanıtlamaktır” dedi.

EŞCİNSELLİĞİN NEDENLERİ NELERDİR?

Eşcinselliğin çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durum olduğuna dikkat çeken CİSED Genel Sekreteri Cinsel Psikolojik Danışman Psk.Gülüm Bacanak; “Eşcinselliğin nedenlerini anlamamız çok önemlidir. Çünkü önemli olan yaygınlaşmasının önlenmesidir. Eşcinselliğin nedenleri şunlardır:

Genetik yatkınlık, hormonsal bozukluklar, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, tacize ve tecavüze uğramak, çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları, aşırı otoriter bir babanın varlığı, baba veya figürlerinin çocuğun hayatında olmaması, aşırı duygusal veya içine kapalı bir yapıya sahip olunması, erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus veya disparoni gibi cinsel işlev bozuklukları nedeniyle yaşanan başarısız ve aşırı sorunlu cinsel deneyimler, yanlış yetiştirilme yani erkek çocukların kız gibi, kız çocuklarında erkek gibi yetiştirilmesi, ebeveynler başta olmak üzere yakın çevrede eşcinsel eğilimleri olan kişi veya kişilerin modellenmesi, örnek alınması, kızların daha yumuşak tavırları olan erkekleri, erkeklerin ise daha erkeksi tavırları olan kızları aralarına alma eğilimleri, yazılı ve görsel medyanın eşcinselliği özendirici yayınları vb.”

TEDAVİ OLMAK İSTEYENLERİN SAYISI ARTIYOR

Eşcinselliğin heteroseksüelliğe yani karşı cinse ilgi duyulması durumuna dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik ve varoluşsal yaklaşım, bilişsel ve davranışçı teknikleri içeren cinsel psikolojik danışmanlık metodlarıin mevcut olduğunun altını çizen Dr.A.Cem Keçe; “Cinsel eğilimleri hakkında akılları karışmış veya eğilimlerini değiştirmek istediklerinde iyileştirme araştıran bireylerin sayısı, son birkaç yıldır etkileyici bir şekilde artmaktadır.

Çünkü cinsel kimlik karmaşasının anlamı ülkemizde çok farklıdır ve bu nedenle kendini ifade etmiş lezbiyen, eşcinsel veya biseksüellerin, kendilerine ve diğerlerine, korku, utanç ve nefretle bakmaları sık rastlanan bir durumdur.

AİLELER RUHSAL BİR HASTALIK OLARAK BAKIYOR

Cinsel rolün cinsel kimliğe uygun olmadığını anlayan ailelerin hemen telaşa kapıldığını söyleyen Gülüm Bacanak, “Aileler eşcinselliği çok ağır ruhsal bir hastalık olarak görüyor.

Bu nedenle ailenin eğitim seviyesine göre çocuklarına yaklaşımları da farklı oluyor. İyi eğitimli bir aile soruna “yardım edin düzelsin” diye yaklaşırken; bir diğer grup ailede “düzeltin ya da biz düzeltelim” diye baskıcı yaklaşabiliyor.

Biz bu aileleri; kişinin duygusal ve fiziksel olarak hangi cinsiyetten kişilere ilgi duyduğunun o kişinin cinsel yönelimiyle ilgili olduğunu ve cinsel yönelim kavramının fanteziler, duygusal bağlanma, cinsel davranış ve kendini tanımlama gibi birçok bileşeni olduğunu, bu nedenle insana saygı çerçevesinde yaklaşılmasını, birlikte yaşadığımız bu dünyayı yalnızca birbirimizi anlayarak güzelleştirebileceğimizi söyleyerek yatıştırmaya çalışıyoruz. Ama hastanın isterse değişebileceğine dair de umut veriyoruz” dedi.

EŞCİNSELLİK VE AİDS

Eşcinsellerin partner anlamında eşlerine daha sadık olduklarını ifade eden Dr.A.Cem Keçe, “Eşcinsellerin toplumun değer yargılarına uygun bir şekilde ve kapalı kapılar ardında özgürce cinsel tercihlerini ortaya koymalarında ve eşcinselliği saygın bir seçenek olarak yaşanmalarında bir sakınca yoktur.

Mesele sınırların aşılması sorunudur. Mesele topluma ve gençlerimize kötü örnek olacak şekilde eşcinsel yaşantının gözler önünde sergilenmesidir. Böylece toplumsal önyargılar oluşmakta ve eşcinseller tek gecelik ilişkilere zorlanmaktadır.

Bu durum, eşcinsellerin AIDS’in heteroseksüel nüfusa geçmesinden sorumlu kişiler olarak sıklıkla günah keçisi ilan edilmelerine ve AIDS görülme oranında artışlara yol açmaktadır.

AIDS’in ilk ortaya çıktığı yıllarda teşhis konan hastaların çoğu eşcinseldi. Fakat hastalığın belli bir süre sonra eşcinseller dışında da görülmesi hastalığı sadece eşcinsellerin taşıyabileceği tezini çürüttü.

Ancak eşcinseller dışında kalan toplum içinde bulunduğu bu riski kabullenmekte zorlandı ve bu da hastalığın yayılmasında çok büyük rol oynadı.” dedi.

ŞİDDET GÖREN EŞCİNSELLER MADDE BAĞIMLISI OLABİLİYOR

Eşcinsellerin cinsel yönelimlerinden dolayı dışlanma, damgalanma, utanma, şiddet görme, cinsel tacize uğrama gibi sorunları yaşadıklarına dikkat çeken Bacanak, “Cinsellik ve cinsel yaşam kişiye özeldir ve kişilerin bunu gönül rahatlığıyla yaşayabilmeleri gerekir.
Özel yaşam, karışılamaz bir insanlık hakkıdır.

Cinsel özgürlüğün ve cinsel yaşamın da bu alanda önemli bir yeri vardır. Bu nedenle cinsel tercihlerini toplum normlarında yaşayan eşcinsellerin dışlanmaları, şiddete maruz kalmaları ve yalnızlığa mahkum edilmeleri yanlış bir davranıştır.

Şiddet her ne sebeple olursa olsun kabul edilemez bir insanlık ayıbıdır. Bu ayıba maruz kalan eşcinsellerde alkol, madde bağımlılığı, intihar girişimi ve depresyon gibi sorunlar da sık görülebilmektedir.

Tüm dünyada şiddet ve her türlü fuhuş kötülenir ve cezalandırılır. Ancak asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır.” dedi.

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir cevap yazın