Yetişkinlik Döneminde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Yetişkinlik Döneminde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Yetişkinlik döneminde görülen DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) bizde şimdiye kadar pek bilinmeyen ve genelde önemsenmeyen, fakat önemi büyük olan bir hastalık tablosudur. Türkiye’de tahminen iki milyon insan bu hastalığı taşıyor, ama hastalığın ne olduğu hakkında en ufak bir fikirleri yok. Bunun trajik yanı, hastalığın fark edilmesi halinde görece kolay ve büyük bir başarı oranıyla tedavi edilebilir olmasıdır.

Kaosun, ruh halinde dalgalanmaların, kızgınlığın, ani öfke patlamalarının, ilişki kurmamanın ve bunların yanı sıra bağımlılık hastalıklarının bir DEHB’nin semptomları olabileceği ve insanın yaşamında boydan boya çekilmiş kırmızı bir çizgi iz bırakabileceği pek bilinmiyor. DEHB yaşamın tüm alanlarında görünmeden etkisini hissettiren, geride ciddi hasarlar bırakan ve ilişkileri yıkabilen bir hayaleti andırıyor.

İnsanın yaşamında bir başarısızlıklar kronolojisinin bu şekilde gelişmesi nadir görülen bir durum değildir.

Şu sıralarda çocuk ve genç psikiyatrisinde DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) kadar hararetli biçimde tartışılan başka bir bozukluk tablosu yoktur. Eskiden »hiperaktif« ya da »hiperkinetik« olma halinden söz edilirdi. Uzman hekimlerin bunun altında dopamin reseptöründeki bir nörotransmitter bozukluğun yattığı ve hastalık tablosunun yüksek bir oranda (%81’e varan oranda) genetik kaynaklı olduğu konusunda büyük ölçüde görüş birliğine varmış olmalarına karşın, özellikle de pedagoji ve psikoloji kanadı bu görüşe hala genel olarak kuşkuyla yaklaşıyor ve bunu bir moda tanısı olarak şeytanileştiriyor. Çocukların psikiyatrikleştirildikleri ve hareketli çocukların ilaçlarla yatıştırılmaya çalışıldığı suçlaması sıkça dile getiriliyor. Bu da bol polemikli bir tartışmaya yol açıyor ve çok kez uygun tedavinin uygulanmasına engel oluyor. Hasta bakımından bu durum çok kez ciddi sıkıntılara yol açıyor ve hastaların niye sürekli yeniden başarısızlığa uğradıklarına yanıt bulunamıyor.

DEHB’nin çok sık görülmesi de durumu daha da zorlaştırıyor. Çocukluk döneminde DEHB en sık görülen ruhsal bozukluktur ve çocukların %5’i ila %7’sinin bu hastalığa yakalandığı düşünülüyor.

Şimdiye kadar geçerli olan ve bu bozukluğun büyümeyle birlikte yetişkinlik döneminde ortadan kalktığı yönündeki yaygın görüşün yanlış olduğu birkaç yıldan beri kanıtlanıyor – özellikle de Amerika’da yapılan araştırmalarda. DEHB’si bulunan çocukların % 30’u ile 50’sinin daha sonra yetişkinlik döneminde de belirgin semptomlar gösterdiği ve bu semptomların onlar için yaşamlarını biçimlendirirken ciddi olumsuzluklar yarattığı anlaşılıyor.

Dikkat Bozukluğu:

Dikkat bozukluğu bulunan kişiler dikkat farlarını uzun süre bir yere tutamıyor. Dikkat farı ifadesi burada bir metafor olarak kullanılıyor ve oynak bir küre eklemin üstüne monte edilmiş bir far gibi düşünülmelidir. En küçük bir dikkat dağıtıcı durumda bu far yeni uyarının olduğu yere doğru yöneliyor. Bu da dikkatin ileri derecede dağıtılabilirliğine, unutkanlığa, bir konudan diğerine atlamaya ve kafanın dağınık olmasına yol açıyor. Böyle bir durum çocuklarda ciddi okul sorunlarına, yetişkinlerde ise çalışma bozukluklarına yol açabiliyor. Böyle kimseler pek çok şeyi unutuyor, aceleden dolayı çok hata yapıyor, dalgacılar ve hastaların çoğu, zekalarının iyi olmasına rağmen, olanaklarının çok altında akademik başarı gösterebiliyor. Bu zekaları ile mümkün olan okullar yerine belirgin biçimde daha düşük düzeydeki okullardan mezun olabiliyorlar. Bazen bir diploma bile alamıyorlar, bu da yaşam kariyerlerini çok olumsuz etkileyebiliyor. Bu kişiler belli bir hedefe yönelik bilgiyi hatırlamakta zorlanıyor ve bu nedenle tutarsız akademik başarılar elde etmeye devam ediyorlar. Fakat şaşırtıcı olan, DEHB’lilerin çok ilgilerini çeken bir konuya olağanüstü biçimde konsantre olabilmeleridir. Böyle durumlarda üstün başarılar elde edebiliyorlar. O zaman da, bazı şeylerin üstesinden böylesine parlak biçimde gelebilirken basit, ilginç olmayan şeyleri nasıl başaramıyorlar diye insan kendine soruyor. Bu anlamda onların ‘hiç canım istemiyor’ tutumu ile ‘çalışma hastası’ tutumu arasında gidip gelmeleri az karşılaşılan bir durum değil.

Motorik Hiperaktivite:

DEHB’li çocuklar hala o klasik yerinde duramayan çocuk olurken, sürekli hareket halindeyken, bir oryaya bir buraya koşarken ve kurallara uyamazken, yetişkinlerde semptomatik daha üstü örtük görünüyor. Bu yetişkinler kendilerine daha iyi hakim olmayı öğrenmiş oluyor, fakat iç huzursuzlukları sürüyor; sürükleniyor olma, elektrik çarpıyormuş ama elektriği kesemiyorlarmış gibi olma duyguları devam ediyor. Bu durumları artık yalnızca ayaklarının sallanmasından, sürekli hareket halindeki parmaklarından, sürekli bir şeylerle oynamalarından ve onların yanında oturunca insanın kendisinin de huzursuzlaşmasından fark ediliyor. Böyle kimseler bekleyemiyor, çok kez kendini dolaşmak zorunda hissediyor, çünkü oturmaya ve sakinliğe dayanamıyorlar.

 Hayale Dalmış, Aklı Başka Yerde:

Bu hastalığın pek az bilinen, ama yine de önem taşıyan özel bir biçimi de var. DEHB’nin bu biçimi, yani dikkatsiz tip hali, özellikle kızlarda görülüyor. Bu kişiler hayale dalmış, aklı başka yerde, ilgisiz görünür. Çok kez olan biteni fark etmez, pek fazla dikkat çekmez, hemen geri plana çekilmeye ve pes etmeye eğilim gösterirler. İleri yaşlarda ise depresyon ve korkular konusunda daha yüksek bir riskleri bulunuyor.

Duygu Tutarsızlığı, Ani Duygu Patlaması:

Burada kastedilen, bu kişilerin “mutluluktan uçmak” ile “derin hüzün” arasında sürekli duygusal gel-gitler yaşamasıdır. Bu kişiler bir bakıma sürekli uç noktalarda yaşar. En küçük dış olaylara yoğun duygusal tepki gösterirler, çok kez da bu tepki abartılıdır. Bir bakıyorsunuz birinin ettiği görece zararsız bir laf dünyanın sonu getirircesine derin kırgınlığa yol açabiliyor, bir bakıyorsunuz M3 player, pilinin şarj edilmesi unutulduğu için çalışmayınca, duvara fırlatılıveriyor. Ama sonra sevdiği bir arkadaşı telefon ettiğinde dünya yine normale dönüveriyor. Bu aşırı hızlı duygu değişimleri bu kişilere, ama aynı zamanda onların çevresindekilere çok büyük zorluklar çıkartıyor.

Ani duygu patlamaları da bir başka sorun. DEHB’liler düşünüp tartmaksızın, hislerine dayanarak, yıldırım hızıyla, aşırıya kaçan davranışlarda bulunuyor. “Önce yapılıyor, sonra düşünülüyor…” Sonrasında bu kadar aşırı tepki verdikleri için yine üzülüyorlar, ama o patlama anında duygularını bir türlü kontrol altına alamıyorlar. Bunlar iki yönü bulunan insanlardır. Moralleri düzgün olduğunda onlardan her şeyi isteyebilirsiniz, ama stres altında olduklarında çılgına dönerler ve canları istediğinde duygularını acımasızca etrafa savururlar. Kendileri için aşırı duyarlıdırlar, ama saldırıya uğradıklarını düşündüklerinde karşı darbe vurma konusunda hiç de çekingen değildirler. Bu, aşırı uçlarda geçen, hatta bazen olağanüstü halde geçen bir duygu yaşantısıdır. “Siyah-beyaz” vardır, arada başka bir şey bulunmaz. Ortayı çok nadir bulurlar ve sıkıntılara, başarısızlıklara katlanmak onlara çok zor gelir. Bir şeye hemen coşkuyla başlarlar ve en küçük zorlukta hevesleri kaçar. Bu durum da zorlanınca sürekli yeni işler bulmalarına ya da ilişkilerini çabucak bozmalarına yol açıyor.

Kaos, Organizasyonsuzluk:

Bu kişiler düzene katlanmakta zorlanır, çünkü bir iç düzenleri yoktur. Her şey aynı derecede önemli görünür ve bu yüzden hiçbir şeyi atamazlar, ki bunun da çöp ev sendromuna kadar gitmesi mümkündür. Etraflarındaki kaos, onların iç dünyasındaki kaosun bir benzeridir. Düzensizlik yığınlarının içinden önemli şeyleri bulamazlar ve yaşamlarının nereye doğru gittiğini fark edemezler. Kadınlarda bunlar sürekli arkalarının toplanması gereken “kaos prensesi”, erkeklerde “dağınık profesör” tipleridir.

İşyerinde, Okulda ve Başka İnsanlarla Yaşanan Zorluklar:

Yukarıda sıralanan tüm sorunların ciddi sorunlara yol açması anlaşılır bir durumdur. Bu kişiler kendilerini çok kez mobinge uğramış hisseder, çünkü ani duygusal çıkışlarından dolayı başkalarıyla takışırlar ve ruh hallerindeki dalgalanmalar verimliliklerinde istikrarsızlığa yol açar. Bu kişilerin partnerlerinin ve yakınlarının da depresyonlara ve psikosomatik hastalıklara kapılması nadir görülen bir durum değildir, çünkü her gün duygu dalgalanmalarıyla ve kaosla başa çıkmak büyük bir yük getirmektedir.

Aile bireylerinden biri DEHB’nin etkisi altında bulunduğunda boşanma oranları dörde katlanmaktadır. Bu durum, kalıtsal aktarımın yüksek olmasından dolayı ayrıca ağırlaşmaktadır. Bu nedenle çok kez anne ya da baba da, hatta hem anne hem baba da bu hastalığı taşıyor oluyor, ki bu da sorunların katlanarak artmasına yol açıyor. Bu tür DEHB kaosunun hüküm sürdüğü ailelerde stresli durumlarda fiziksel çatışmalar da ortaya çıkabiliyor. Yalnız yaşayan anne ya da babalar ise artık dayanamama sınırına çok çabuk ulaşıyor.

Çabuk Yorulma ve İsteksizlik:

Dayanma gücü ve öz motivasyon ciddi biçimde kısıtlanmış durumdadır. Bu da çabuk pes etmeye ve cesaretsizliğe yol açar. DEHB’lilerin içinde kocaman bir “irade eksikliği” vardır ve ilgilerini çekmeyen görevlerde bu isteksizliği aşmaları çok ama çok zordur. Bunun sonucu da ciddi derecede kendinden kuşku duymak ve yetersiz özgüvendir. Bu durumdaki hastaların çoğunun yaşam öykülerinde çok sayıda travmatik deneyimin birikmiş olduğu görülür. Çok kez zaten aileler de sorunludur ve çocuklar ders çalışamama, unutkanlık ve okulda kötü notlar alma deneyimlerini daha küçük yaşlarda yaşar. Üstüne bir de hiperaktif olduklarında genellikle başkaları tarafından reddedilirler ve dışlanmış bir konuma itilirler. Bu çocukların şimdiye kadarki yaşam deneyimi o zaman şöyle olur: “Ben aptalım ve reddediliyorum”. Bu, istikrarlı bir öz değer bilincinin gelişebilmesi için uygun bir ortam değildir.

Buna ek olarak çok sayıda eşzamanlı hastalık ya da çağrıştırılan hastalıklar (eşlik eden hastalıklar) söz konusu olur ve semptomatiği daha da ağırlaştırır. Bu hastalıklar arasında şunlar bulunabiliyor:

  • Okuma ve doğru yazma bozukluğu
  • %30’a varan hesap yapma zayıflığı
  • %10-20 civarında tik sendromu (Tourette sendromu)
  • İstem dışı hareketler
  • Yüksek kaza oranı (düşüncesizce hareket etmekten dolayı)
  • Sosyal davranış bozukluğu ve karşıt davranış biçimleri
  • Uyku bozukluğu
  • Bağımlılık geliştirme

 

DEHB’li yetişkinlerin %30’u korkulardan ve depresyonlardan muzdariptir.

İleri yaşlarda bağımlılık geliştirme riski çok yüksektir. Rakamlar değişkenlik gösteriyor. Alkoliklerin %50’ye varan bir oranı daha çocukluklarında var olan bir DEHB’ye ilişkin belirtiler taşıyor (bkz. Heßlinger, Freiburg; Huss, Berlin). Çok kez ciddi boyutlara varan bir nikotin tüketimi görülür, çünkü aşırı nikotin tüketimi bir tür kendi kendine ilaç olma anlamına gelir (tıpkı başka bağımlılıklarda olduğu gibi), çünkü nikotin dopamin transferine de saldırır ve böylece semptomlara yol açan dopamin eksikliğini düzeltir. Bunun yanı sıra bağımlılığın her türü artmış biçimde görülür: yeme bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı, kleptomani, kumar bağımlılığı vs.

Hastalar çoğu kez aşırı borçlanır, çünkü parasal durumları hakkında fikirleri yoktur ve plan yapamazlar.

Riskli biçimde araba kullanma ya da tehlikeli sporları yapma eğilimi de gösterirler, hep en uç tehlikeleri ve değişiklikleri ararlar. Yetişkin olarak da kaza geçirme riskleri yüksek olur; bunlar, saatte 200 km hızla giderken zamanında yol vermedi diye öndeki aracın tamponuna dokunduran insanlardır.

Özetle, sorunların şu alanlarda görüldüğü söylenebilir:

  • Kendini organize etmek
  • Zaman yönetimi
  • Para yönetimi
  • İlişkileri yürütmek
  • İş organizasyonu
  • Ekip içinde çalışabilme yetisi
  • Çocuk yetiştirmek
  • Trafikte hareket etmek

DEHB’nin çok sayıda olumlu yöne de sahip olduğunu belirtmeden geçmek istemem. Bu kişiler orijinal ve yaratıcı insanlardır. Çok kez tedirgin eden, cesur yeni fikirleri ortaya atarlar, çünkü kurallara uymazlar ve her şeyi sorgulayabilirler. Hastalık düzeyinde olmayan, “belli bir türün” norm değişkeni olarak görülebilecek DEHB’si bulunan çok sayıda başarılı insan var. Bu insanlar doğru meslek alanına karar verdilerse, fışkıran coşkularıyla ve tükenmek bilmeyen hareketlilikleriyle genellikle dahiyane ve aşılamaz işler çıkartırlar. Medyanın değişik alanlarında çalışan ya da bilgisayar uzmanı olan çok sayıda ileri derecede başarılı DEHB’liye rastlayabiliyoruz. Bu kişilere büyük değer veriliyor, ama çevrelerindeki insanlar için yorucu oluyorlar. DEHB’nin deha ile delilik arasında gidip gelen bir olgu olması da çokça görülen bir durumdur. İleri derecede yetenekli “dağınık profesör”den ya da ağzı çok iyi laf yapan şovmenden ağır derecede bozuklukları bulunan, çok sayıdaki başarısızlıkları karşısında çöken kaotik ve başarısız kişiler arasında kademesiz geçişler görmek mümkün. DEHB, ancak iş ya da ilişki alanında ciddi zorluklar ortaya çıktığında ya da depresyon ve bağımlılık gelişmesi durumunda tedavi gerektiriyor. Bu nedenle çok özel tedavi programlarının sunulması ya da DEHB’li çocuklarda 60 yıldır başarılı sonuçlar veren uyarı yönteminin duruma göre uygulanması gerekiyor. Bu noktada bağımlılık tedavisinde de yeni yaklaşımlar ortaya çıktı. DEHB’nin tanısı ve bu hastalığa ilişkin bilgiler bu noktada önem taşıyor, çünkü alışıldık danışmanlıkler, özellikle de psikoanalitik ve nedeni açığa çıkartıcı danışmanlıkler DEHB’de çok etkili değildir. Çok kez bu hastalar danışmanlığın başarılı olmadığı kişilerdir, çünkü zaten uzun bir danışmanlık geçmişleri bulunmaktadır. Ne antidepresanlar ne de nöroleptikler onların depresyonlarına, acı veren huzursuzluklarına, kaosuna ve konsantrasyon bozukluklarına çare olabildi. Belki de bunlar hastalık tablosunu daha da kötüleştirmiştir, çünkü bunlardan dolayı hastanın uğraşacağı birkaç sorunu daha çıkmakta, ama yaşamını hala eline alıp bir düzene sokamamaktadır. DEHB sorunsalına ve özel sorunlarına uygun bir danışmanlık konsepti gereklidir.

Bu konuda davranış yöntemi programları bulunuyor, örneğin PD. Bernd Heßlinger’in (Freiburg tıp Fakültesi) programı gibi. Burada ön planda kendini organize ve kontrol etme sorunsalı yer alıyor. Danışmanlık sürecinde somut kullanım kılavuzları ve sorun çözme stratejileri sunuluyor. Ayrıca spesifik sorunlarla nasıl baş edilebileceği gösteriliyor. Bu hayaletin bir adının (yani DEHB) olması bile hastalar için epey rahatlatıcı bir durum olabiliyor. DEHB hastaları yalnızca kendilerinin bundan muzdarip olmadıklarını böylece anlayabiliyorlar. Freiburg’da geliştirilen DEHB modülünün avantajı, tek hastalı danışmanlıkyle değil, başka DEHB hastalarıyla grup içerisinde yürütülmesidir. Deneyimlerini birbirine anlatmaları, çok sayıda acı deneyimler geçirmiş, farklı oldukları için reddedilmiş olan bu hastaları rahatlatıyor. Bunlar insanın geçmişiyle barışmasına da epey yardımcı oluyor: “DEHB ile başa çıkmakta çok zorlandım, aynı şekilde ebeveynlerim de zorlandı…” Böylece bazı ciddi çığırından çıkmaların sonradan tüm taraflarca anlayışla karşılanabilmesi ve affedebilmesi daha mümkün oluyor.

Yetişkinlik döneminde görülen bazı hastalıkların yetişkin psikiyatrisinde DEHB hakkındaki bilgiler dikkate alınmadan doğru biçimde açığa kavuşturulamadığı ve çok kez yanlış tedavi edildiği görülüyor. Yalnızca bağımlılığı ya da depresyonu tedavi etmek yeterli değildir, çünkü bununla DEHB’nin yelpazesinin tamamı ele alınamaz, ancak buz dağının suyun üstünde görünen tepesi tedavi edilmeye çalışılır. Ama suyun altında DEHB’nin danışmanlık planlamasında mutlaka dikkate alınması gereken bir hayalet olduğu görülüyor. Sıkça konulan hatalı tanılar arasında borderline bozuklukları ya da manik-depresif hastalıklar bulunuyor.

DEHB, daima daha çocuklukta var olan bir hastalıktır. Bunun net bir biçimde ortaya çıkartılması gerekiyor. Sonradan edinilmiş bir DEHB yoktur. Elbette her insan DEHB’nin bazı sendromlarına sahiptir, ama belirleyici olan, bu karmaşık sendromun büyük bölümünün yaşam boyunca görülüp görülmediği ve bundan dolayı ciddi olumsuzlukların ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Annelerin ya da ebeveynlerin bunda bir suçunun olmadığının ve burada bir yetiştirme kusurunun söz konusu olmadığın bilinmesi de önemlidir. Fakat çok kez anne babada da DEHB görülüyor ve bu nedenle çocuklarına bir düzeni öğretmeleri, açık ve tutarlı biçimde bu düzeni kurmaları onlara zor geliyor. Ama DEHB uygun etkenlerle olumluya doğru çevrilebilir. Bu etkenler arasında hastalık tablosuyla yoğun ve azimli biçimde ilgilenen, istikrar oluşturabilen, ne yapacakları önceden kestirilebilen, çocuğa destek olabilmek için gerekli kaynaklara sahip olan sabırlı ebeveynler bulunuyor. Olumsuz sosyal etkenler ise çocuğun içinde yaşadığı muhit, zorlanan, duygu patlamaları yaşayan ebeveynler, işsizlik ve ailede bağımlılık durumlarıdır. Bu tür koşullar altında suça yönelim de yaşanabilmektedir. Boyutlarının önemi tümüyle küçümsenen bu hastalık tablosu üzerinde çalışırsanız sevinirim. Bizzat bilgi edinebilmek ve çağdaş tedavilerden yararlanabilmek, hastalar için inanılmaz büyük bir önem taşımaktadır.

DEHB iyi bir şekilde tedavi edilebilen bir hastalık tablosudur, ancak uzman hekimlerin bile şimdiye kadar bu konudaki bilgileri kısıtlıdır. Çok sayıda yanlış tedavi uygulaması, ayrıca epey masraf da bu konudaki bilgilenme sonucunda önlenebilir.

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir cevap yazın